2.09.2007

Derin Devlet Ekonomisi

9 Şubat 2007 tarihli Referans Gazetesi'nde yayınlandı

Hitler Nazizm’in gerçek demokrasi olduğunu iddia etmişti, Mussolini de Faşizm’in. O günden beridir; demokrasi’nin, halkın çıkarları hasabına ve halk adına totaliter bir sistem şeklinde uygulanmaktan öteye gidilemediği ülkelerin vardıkları yer ortada. Artık halk için istibdat gibi saçma bir mantıkla üretilmiş totaliter demokrasilerde derinlik aramak hamakat olur.

Bugün, başarılarını rakamsal ifadelerle de te’yit etmiş ülkelerin, derinlik kavramından ne anladıklarına bakmak gerek. Mesela, siz Amerikalılara derinlikten ne anlıyorsunuz diye sorsanız şöyle derler. ABD’nin kurulmasıyla demokrasi dünyaya teşrif etti. Bizim demokrasimiz 230 yıllık mazinin derinliklerine kök salmıştır, ki; biz onun 300üncü yaş gününü kutlamak için olanca gücümüzle çalışıyoruz. Bu derinlik öyle bir güvendir ki; hisse senedi piyasasının yüzde 50’den fazlasını küçük yatırımcı elinde tutar. 10 bin tane yatırım fonuyla Nasdaq’ın günlük işlem hacminin 2 milyar doların üzerinde olması da sizin için birşey ifade etmiştir derler. Her yıl 110 tane şirketin cebinde 120 milyar dolar ile ABD kıymetli kağıt piyasasına koşması da işte bu derinlikten.

Bu gerçekliği görebilen, devletin milletiyle güçlenmesi felsefesinden hareketle, ekonomik sistemin yeşereceği toprağı demokrasi, hukukun üstünlüğü, mülkiyet hakkı ve ekonomik özgürlük gibi vazgeçilmez değerlerle besleyen ülkeler çok yol aldı. Artık bütün olup biteni, coğrafi şartlara ve doğal kaynaklara bağlamanın doğru olmadığı da ortaya çıktı. Yoksa aynı coğrafi bölgede sırt sırta vermiş ülkelerin ekonomik refah açısından farklılık arz etmemesi gerekirdi. Kaçınılmaz olan sistemin vazgeçilmezlerinde derinleşmek.

Tiranlar Diktatörler

Bunun böyle olduğunu bu yılki ekonomik özgürlükler endeksi de doğruluyor. Bir tarafta 12 yıl önce babasından teslim aldığı diktatörlüğünü derinleştirmekle meşgul Kim Jong’un fakir Kuzey Kore’si en kötüler arasında yer alırken, hemen yanıbaşlarındaki Hong Kong 30,000 dolarlık kişi başına düşen milli gelirle endekste en başta. Aynı bölgeden Singapur’un ekonomik özgürlük endeksinde dünya ikincisi olmasına karşın Bangladeş’in sonlarda yer alması neyin asıl yanlış gittiğinin bir göstergesi değil mi?

Daha düne kadar darbelerle yatıp kalkan, zamanında, aman buda ötekilere benzer korkusuyla hergün Fidel Castro’nun ziyaret ettiği Şili nasıl oldu da silkinip ekonomik özgürlükte dünya onbirincisi oldu dersiniz. Şili Almanya’sından Hollanda’sına bir çok Avrupa ülkesini geride bırakmayı başardı. Ya peki yanıbaşındaki Venezüella. Her ikiside Güney Amerikalı petrol ihracatçısı. Peki Şili’deki milli gelirin Venezüella’dan yüzde seksen fazla oluşunu nasıl açıklayalım. Fakirlerin devrimi dediği iktidarıyla, kapitalizmin güç odaklarına baş kaldıran Hugo Chavez’in Venezüella’sı neden 144üncü sırada, düşünmekte fayda var. Sistemin öyle hantallaşmış ki; gelen bir yatırımcının iş kurması için gerekli bürokratik işlemler tam 141 gün sürüyor, aynı yatırımcı Avusturalya’da sadece 2 günde işini kuruyor.

En kötülerin arasında hep aynı simalar. Tiranların, diktatörlerin derinleşmekte israr ettiği ülkelerin kötü kaderi. Mugabe’nin Zimbabve’si de böyle Ömer Beşir’in Sudan’ıda. Başarılı Kırgızistan’ı ve Kazakistanı örnek almayan Özbekistan ve Türkmenistan da aynı simaların kurbanı.

Artık bir Güney Afrika bile nerelerde derinleşeceğinin bilincinde. Bari Ermenistan’ı, Güney Kıbrıs’ı ya da Bulgaristan’ı kıskansak diyorum. En azından kıskanıp, özgürlükler endeksinde yukarılara tırmanır; 17 yaşında ve hayatında hiç roman okumamış birisinin Nobel ödüllü edebiyatçılara tehditler savurduğu bir ülke olmaktan çıkarız da, böylece bir sonraki Olimpiyatlar Atina’da değil İstanbul’da olur belki kim bilir.

Fazıl ACAR
posta@fazilacar.com